Dünya Ağrısı Ayfer Tunç’un yazarlığının 25. yılında 2014 yılında yayımlanan ve yirmi üç bölümden oluşan bir romandır. Ayfer Tunç okuyanlar bilir. Romanlarında çok fazla asıl ve yan karakter olur. Bu roman ile Ayfer Tunç’un diğer romanlarındaki en büyük fark diğer kitaplarında yer alan çok karakterli yapı neredeyse iki karakter üzerinden ilerleyen bir hikâyeye dönüşmüştür. Ayrıca roman çok ağır bir tempoda ilerlemektedir. Bu roman ile Ayfer Tunç’un yazarlık macerası ile ilgili şunu anlayabiliyoruz, yetkin ve usta bir yazar olarak Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Tarihi’nde yaptığı biçimde çok karakterleri ve karmaşık romanlar yazdığı gibi az karakterli ve tek düze görünen romanları da büyük bir ustalıkla yazabildiği görülmektedir.

Dünya Ağrısı İsminin Hikayesi

Kitap isminin hakkını veren eskilerin tabiri ile ismiyle müsemma bir eser. Yazar, romanın bir bölümünde de bahsedilen Almancada “dünya meşakkati”, “kötümserlik, melankoli” anlamlarına gelen Weltschmerz kelimesinden esinlenerek Dünya Ağrısı ismini seçtiğini söylemektedir.

Dünya Ağrısı

Roman adı verilmeyen bir taşra ilinde geçmektedir. Bu taşra ili hem çok tanıdık hem de çok uzak bir coğrafyadır. Bu şehir zamanın durduğu bir yerdedir. Bu durmuş zaman; şehri, içindeki insanları, evleri ve ruhları yavaş yavaş çürütmektedir. Şehrin üzerine çökmüş olan iç sıkıntısı roman boyunca baş karakter Mürşit üzerinde çok net biçimde hissedilir.  Roman aslında yarım kalmışlığı, pişmanlığı, tükenmişliği anlatır.

Bu tükenmişlik Mürşit, eşi Şükran, çocukları Elvan, Özgür, arkadaşı Madenci Uzay, kasabanın kalender büyüğü Pehlivan’da değişik formlarda görülmektedir.

Roman isimleri geçmişken Ayfer Tunç’un isimler üzerinden bir alegori kurduğunu söyleyebilir. Mürşit, sözlük anlamı olarak doğru yol gösteren, kılavuz demek ancak bu kılavuzluk taşranın içinde kaybolup gidiyor ve adeta kılavuzu kör olanın sonu uçurumdur söyleminde olduğu gibi kendini ve çevresini yavaş yavaş uçuruma sürüklemektedir. Oğluna kendi özgürlüğünün elinden alınması nedeniyle  Özgür ismini veriyor. Ancak oğlu taşranın bir adım dışına bile çıkmayacağı bir yaşamın hayalini kurmaktadır.. Diğer önemli karakterlerden Cumhur ise bilindiği Halk demektir. Cumhur karakteri üzerinden halkın yıkımı, kokuşmuşluğu ve riyakârlığı çok net biçimde anlatılmaktadır.

Roman bir tarafı ile bir çatışma romanıdır. Mürşit ile oğlu Özgür arasında arasındaki çatışma romanın ana çatışma konularından birisidir. Hırslı ve başarıyı tamamen zenginlik üzerine kurgulayan Özgür ile boş  vermişlik ve vaz geçmişlik içinde olan Mürşit roman boyunca sürekli çatışır. Bu bağlamda yazar klasik kuşak çatışmasını anlattığı gibi Özgür karakteri üzerinden kapitalizm eleştirisi de yapmaktadır.  

Romanın diğer önemli karakteri ise Madenci Uzay’dır. Mürşit ile otelde kalan Uzay arasında zamanla bir dostluk kurulur. Bu dostluk tükenmişlik, pişmanlık ve acılar üzerine kurulduğundan çoğu zaman ağızlarından çıkan kelimeler yarım, eksik ve üstü kapalı biçimdedir. Bu gizemli muhabbet ortamı, romanın sonuna doğru sebepleri ile birlikte açıklanmakta karakterlerin neden dost olduklarının psikolojik altyapıları ile birlikte ortaya çıkmaktadır.

Alt Metinde Geçen Toplumsal Olaylar

Ayfer Tunç’un çoğu romanında olduğu gibi bu romanında da alt metinde ülkenin acılarına değinilmiştir. Bunların en başında 1978 Maraş Katliamı gelmektedir. Maraş’ta Alevilerin katledildiği kara günleri romanın içerisinde öyle acı ve gerçekçi biçimde anlatmıştır ki Alevi toplumunun travmasının neden hiç geçmediğini de görmemizi ve anlamamızı sağlamaktadır.  

Romanın bazı bölümlerinde bu topraklarda yaşayan azınlıkların kendilerini nasıl gizlediğini ve aslında olmadıkları bir kimlik içinde yaşadıkları anlatıyor. Daha yüz yıl önce bu coğrafyanın en önemli kimliklerinden birisi olan Ermeni halkının nasıl yok sayıldığı, göze batmadan, metni ajite etmeden anlatılmaktadır.

Romanın değindiği diğer önemli konu ise gelenekçiliğimiz sebebiyle çok konuşulmayan ensest olayına değinmesidir. Ülkemizin her kötü olayı münferit olarak değerlendirmesi ve gerçeklerle yüzleşmemesi bu konuların toplum tarafından konuşulmaması çokça karşılaştığımız bir durumdur. Burada toplumun vicdanı olan Ayfer Tunç gibi yazarlar devreye girip konuşulmayı ve anlatılmayı yazarak konuşmaktan ve yüzleşmekten kaçan toplumun yüzüne okkalı bir tokat vurmaktadır..

Ortadoğu toplumlarının vaz geçilmezi linç kültürünün romanın omurgasında önemli bir yer tutması ülkeyi toplumu anlama ve anlamlandırma adına güzel tespitler yer alması kitabı daha ilgi çekici hale getiriyor.

 Romanın kadınlarına gelecek olursak,

 “Buralarda kadınlar çabuk yaşlanıyor,” dedi

“yükleri çok ağır.”

“Bu memleketin her yerinde kadınlar çabuk yaşlanıyor.”   diyerek kadınların nasıl yok sayıldığı, görünmez olduğu taşranın kadını nasıl erkenden yok ettiği anlatılmaktadır..

Bunlar romanın değindiği konular ama roman bunlardan çok daha önemli ve kadim bir mesele üzerinde duruyor. Hevesleri, tutkuları, sevdikleri elinden alınan insanın ağaç gibi içten içe nasıl çürüdüğünü ve yok olduğunu anlatıyor. Bu çürümenin ailesine, arkadaşlarına yakın ve uzak çevresine nasıl bulaştığını da belirli izlekler üzerinden okuyucuya gösterilmektedir..

“Çürüyoruz,” dedi Madenci. ‘‘Ruhumuz taşlaştı, ama bedenimiz çürüyor. Öyle ya da böyle, daha toprağa girmeden çürüyoruz. İğrenciz, kokuyoruz.”

Diğer Kitaplara Yapılan Göndermeler

Kitap diğer tarafıyla bazı özel isimlere ve eserlere selamlar da gönderiyor. Bunların başında Yusuf ATILGAN’ın  Anayurt Oteli kitabından uyarlanan film var. Zebercet’in ruhu Mürşit ile birleşerek roman içinde geziniyor ve bu gezinti Anayurt Oteli ile Mürşit’in oteli arasında bir bağlantı kurmaktadır.

Kitabın diğer konuğu Huzursuzluğun Kitabı ile ömrümüzü törpüleyen, insanı sadece insan olduğu için  yeni dertlere gark eden Fernando Pessoa oluyor. Pessoa’nın İnsan Bir Uçurumdur kitabı hem ismiyle hem cismiyle kitabın içinde arz-ı endam  ediyor.

Kitabın tümüne baktığımızda değindiği konular, anlattığı kadim meseleler, derinlikli dil, ustalıkla işlediği karakter yapıları ile Ayfer Tunç külliyatının önemli bir eseri haline gelmektedir. 2000 sonrası Modern Türk Edebiyatından iyi bir kitap okumak isteyenlerin huzursuzlukla, kızgınlıkla ve üzüntü ile okuyacağı bir roman olduğu görülmektedir. Edebiyat biraz da bu değil mi ? Şairin dediği gibi;

Şuraya bir cümle koydum.

Bırak, acımızı birileri duysun. Hem zaten şiir niye var?

Dünyanın acısını başkaları da duysun!
Acı mıhlanıp bir kalpte durmasın.

Ortada dursun.

Olur ya biri eline alır okşar, biri alnından öper.

Az unutursun.

Birhan Keskin – Kargo