Mevlana Celaleddin’in dediği gibi “Sen ne söylersen söyle söylediğin, karşındakinin anladığı kadardır.” Türkiye’deki yazarlardan en çok Oruç Aruoba’da anıyorum bu sözü. İsmi bile sıradanlığın dışında olan bu değerli adamı kısaca tanıtıp, kitaplarından birini anladığım kısımları ile yorumlamak istiyorum.

Bu tanıtım da bütün bir yazı gibi benim fikirlerimle süslenecek. Yazarımız görünüş olarak bana Oğuz Atay ve Nietzsche arasında bir yerde geliyor. Ki edebi üslubu ve çalışmaları her ikisini de aratmayacak kadar değerli. Kendisi Hacettepe Üniversitesi Psikoloji bölümünde lisans ve yüksek lisans yaptı. Daha sonra da yine Hacettepe Üniversitesi’nde öğretim görevlisi iken felsefe bölümünde doktora yaparak Türkiye’nin en önemli düşünürlerinden biri oldu. Her felsefeye meraklı vatandaşın bileceği gibi Assos’ta felsefe etkinliklerine konuşmacı olarak katılıyordu. Fakat 31 Mayıs 2020’de vefat ederek onu hayatında bir kez de olsa dinleme hayali kuran benim gibi okurlarına büyük bir üzüntü yaşattı. Oruç Aruoba anlaşılması zor bir adam. Hatta Nietzsche’nin Böyle Buyurdu Zerdüşt gibi karışık bir kitabını Türkçe’ye çevirip bizlere anlaması imkansızlaştırılmış bir metin sundu. Bazen bazı yazarların özellikle anlaşılmamayı istediğini düşünüyorum. Sanki sadece onlar gibi karmaşık zihinlere sahip olan insanlara hitap etmeye çalışıyorlar.

Gelelim tanıtmak istediğim kitabına. Hani. En haşında da söylediğim gibi Oruç Aruoba ne anlatmak istedi tam bilmiyorum fakat eseri benim anladığım kadarı ile sizlere tanıtmayı çok isterim.

Kitap yaşamının anlamını arayan insanlara umut olsun diye yazılmış. Kitabı ne zaman kendimi kaybolmuş hissetsem bir kez daha okurum. Bu yazıya başladığımda da yarısında durup tekrar okudum. Kitap 87 sayfa. Sanmayın ki çok çabuk bitiyor. İlk okuduğumda anlamlandırmam 3 günümü almıştı. Şimdi okuduğumda ise halihazırda anlamlandırdığım bu cümleleri kendime hatırlatmak amacıyla okuduğumdan sadece bir saatimi aldı.

Kitap Şimdi adlı şiirle başlıyor. Şiirde değil cümleler kelimeler bile ayrılabiliyor. Hatta kelimeler, heceler değil harfleri bile ayırmış Aruoba. Bunu neden yaptığını o kadar çok dinlemek isterdim ki onun ağzından. Tabii şimdi internette yarım saatimi almayacak bir araştırma ile bu sorunun cevabını bulabilirim. Fakat ben hep bir gün onun öğrencisi olup ya da dinleyicisi, ondan cevabı duymak istiyordum. Ben bunu neden yaptığını hiçbir zaman öğrenmeyeceğim. Yıkılan hayalimi, modern bir yapaylıkla beslemektense sonsuza kadar öğrenmeyeceğim bir bilgi olarak kalmasını istiyorum.

Gelelim ikinci ve kitaba adını veren bölüme. Hani. Bu bölümde Aruoba yaşamının anlamını arayanlara umut olmak istemiş. Kitabı tanıtırken normalde hiç onaylamadığım bir şekilde bol bol alıntı yapacağım. Bunun ilk sebebi kitabın şiirsel dili sayesinde ben alıntıları yapsam da siz tekrar tekrar okumayı isteyeceksiniz. İkinci sebep ise ne kadar alıntı yaparsam yapayım kitabın her bir kelimesinin tadına bakmak isteyeceksiniz.

Başlarda arayışı ve bulamayışı anlatmış. Bir kaç alıntı ile örneklersek şöyle;

Yıllar önce görmüşsündür onu ——- bir an için, tek bir kez: Ufacık. Belirsiz. Yalnızca, içinden, “Ne güzelsin” demişsindir; “Kalsan ya biraz” bile diyemeden —- zaten biliyorsundur deyimi o zamanlar. SF:26

İki harita kurarsın kafanda: zamanda ve uzamda, ikinizin gidiş-gelişlerini saptayan —– şu kadar yıl ve o kadar yol içeren iki harita… Üst üste konduklarında —– konabilselerdi—-, bilmeden ve bulamadan birbirinizin yanından gelip geçip gittiğiniz yerleri, ulaşamama ve dokunamama noktalarınızı belirleyebilecek… SF:29

Daha sonra yaşamının anlamını bulma anını ballandıra ballandıra anlatarak adeta kalplerimize kahkaha atan çiçekler armağan etmek istemiş.

Bak, işte, nasıl bir zorunlulukla gelmiş sana: nasıl gelişip, nasıl olgunlaşarak ——

***

Senden istediği, anlamlı olman.

Yaşamının anlamı çünkü o.

O çünkü, yaşamın anlamı.

Nasıl, işte…

SF:33

Şimdi hayallerinin gerçek de olabileceğini düşünebilirsin—bu berbat dünyada, düşlerinin gerçekte karşılığının bulunabileceğini…

Çünkü, var, artık, o———            SF:41

Bu özendirme ve sevindirme cümlelerinden sonra yazar bir anda yüzüne bir tokat gibi gerçeği vurarak seni bulutların üzerinden toprağa geri çekiyor.

Şimdi, sana ulaşmışken —— sana “en çok senin olan”ı getirmişken —– gelmişken —–, sende bulduğu —–

——ne?…

SF:42

O da şimdi bu eskimiş sen’i gözden geçirecek—- değer mi diye…

Onca yıldır onun beklediği—- beklenmeyi beklediği, istediği, arzuladığı—- mısın diye… — Bekliyorsun da, beklenilmeğe değer misin?!…

SF:50

İşte bu cümlelerle Aruoba seni senle yüzleştiriyor. O çocuksu bekleyişinin içinde sahteliklerle sarılmış dünyada ne kadar kendin kalabildiğini soruyor sana. Korkutuyor. Yıllarca beklediğin ve sonunda bulduğun şeye layık olup olmadığını sorguluyor. Sorgulatıyor. Derin bir acı duyuyorsun. Çünkü ne kadar çabalamış olsan da bir yerde dünyanın acımasız düzenine teslim oldun. O kısımlardan utanıyor ve çekiniyorsun. Hak ediyor muyum diye soruyorsun? Eskiden tüm benliğimle hak ettiğim yaşamımın anlamı için çok mu kirlendim diyorsun. Sayfalar ilerledikçe Aruoba çözümü de veriyor

Sahicilik— dürüstlük — noktanı çok dikkatle belirlemelisin yeniden: Özgürlüğün de buna bağlı şimdi—- amaçlarının gerçekleşmesi—- senin gerçekleşmen— de: doğru ve doğruluklu —- s a d ı k —– olabileceğin nokta ——-

—- kendine ve yaşamının anlamına…

SF:56

Ve büyük bir ciddiyetle uyarıyor

“… yoksa, bütün o acıları

boşuna yaşamış olacaksın”—– SF:58

Geriye kalan yirmi sayfa boyunca da bunu -yani kendin olmayı- tekrar nasıl başarabileceğini açıklıyor. Oralardan alıntı yapmayacağım. Çünkü bu yirmi sayfa bir bütün. Bir cümleyi çıkarsan anlamı kaybolur. Sadece bir cümleyi okusan hiçbir şeyi anlayamazsın. O yüzden kendiniz okumalısınız, eğer içinizde kendinizi kaybettiğinize dair minicik bir şüphe varsa bile okumalısınız.

Kitabın üçüncü bölümünde de “Hayal ile Gerçek ve Şiir ile Felsefe üzerine dağınık notlar” ismiyle Aruoba size bir şeyler öğretmektense daha çok kafanızı karıştırmayı hedeflediğini açıkça belirtiyor. Kendisinin de hayranı olduğu Nietzsche’nin dediği gibi Aruoba “başkalarının 10 cümlede anlattığını tek bir cümlede anlatmayı” amaçlamış ve bunu da başarmış. Bir cümleyi okuyup içinizden on cümle kurduğunuz bir bölüm. Tek bir alıntı ile bahsettiğimin ne olduğunu anlayacaksınız.

” Gerçekleri, aynen, ‘gerçek’ diye yineleyen ‘bilme’ zavallı bir şeydir; aynı şekilde, boş kuruntularını ‘gerçeklik’ diye etrafa savurup duran ‘hayalgücü’ de öyle.” SF:81

Bu yazıma son verirken hepinize kendiniz olarak kalabilmeyi başarabilmenizi ve bir gün yaşamınızın anlamını bulabilmenizi diliyorum. Sağlıcakla.