RICHARD BRAUTIGAN (BIG SUR’UN GÜNEYLİ GENERALİ)

Big Sur’un Güneyli Generali” romanında, Jesse isimli karakterin gözünden Lee Mellon’un hayatı anlatılır ve eserde sıkça “Beat Kuşağı”ndan motiflere rastlanır. “Beat Kuşağı,” 1950-60 yılları arasında belirgin hâle gelmiştir. Oluşumun çıkış noktası ise New York’tur. Doğaçlama, açık cinsellik ve uyuşturucu kullanımı gibi konular bu kuşağın yazarları tarafından tercih edilen başlıklardır. Bunun yanı sıra “Beat Kuşağı” nın hayat tarzını da ilk sayfalardan itibaren görmeye başlıyoruz:

Evet martıları düşünebiliriz. Aşırı yorgun, akşamdan kalma ve hâla sarhoştuk. Martıları düşünebilirdik. Yapılacak en kolay şey… martılar. Geçmiş, şimdi ve gelecekte gökte çalınan
davullar gibi geçip gidiyor.”
(syf 18)

Ayrıca, romanın henüz ilk kısmında Mellon’un ABD iç savaşında savaşmış olan dedesinden bahsedilir fakat dedesi ile ilgili hiçbir kayıt ya da belgeye rastlanmaz. Buna rağmen, bu durum Jesse ile Mellon’un dedeye olan inançlarını etkilemez. Jesse ve Lee Mellon, Augustus Mellon’un varlığına inanmaya devam ederler. İlerleyen bölümlerinde Augustus Mellon zaman zaman kendini göstererek onları izleyen bir imge olarak varlığını sürdürmeye devam eder:

AUGUSTUS MELLON NEREDE? Kara çamur gibi köpürüyor dipte.” (Syf 99,100)

Komutan Augustus Mellon’la beraber hayatın kendisi de bir savaş olarak anlatılır eserde:

Nevale için savaşmalıydı: sokaklarda lokantaların arka kapılarında dileniyor, oluklarda para arıyordu. Bu bitmek bilmez kuşatma sırasında içkiden uzak durdu ve kadınlarla pek az ilgilendi.” (Syf 35)

Yazar teşbih ya da betimlemelerde oldukça başarılı iken bazı geçişlerde zorlandığı hissedilebiliyor. Lee Mellon ile Jesse arasındaki mektuplaşma bölümünde sekiz tane mektup okuruz. Lee Mellon bu yazışmada Jesse’yi yaşadığı bölgeye, “Bıg Sur”a çağırır. “Mektup 1-cevap 1” şeklinde devam eden bu yazışmayı: “Bir an önce Bıg Sur’a gelip partiye katıl ve viski getirmeyi unutma sakın. Viskiye ihtiyacım var.” (Syf 48) diyerek bitirir. Mektubun son cümlesini okuduktan sonra yumuşak bir zaman geçişi beklerken Brautıgan, bu geçişi okuru sekteye uğratacak şekilde çok yapar: “Ateşe bir odun daha atmak ister misin? dedi Lee Mellon. Bir tane daha koysak iyi olur sanırım. Ne dersin”? (Syf 48) Burada Jesse’nin “Bıg Sur”a, Lee Mellon’un yanında geldiğini anlıyoruz fakat roman, “Beat Kuşağı”ndan esintiler barındırdığı için ufak bir yol macerası ile birkaç sayfa daha devam edip, “Bıg Sur”a ulaşabilirdi. Ya da yol macerasını Lee Mellon ile buluştuktan sonra ona anlatabilirdi. Bu durumun bir eksik olduğunu söylemek zor ama daha yumuşak bir geçiş ile eser yaldızlanmış bir hâlde okura sunulmuş olurdu. Çünkü kitaptaki bütün hikaye bu buluşmanın üzerine kuruluyor.

Yeraltı edebiyatında sıkça rastladığımız; başka yazarlara atıfta bulunma meselesi bu eserde de karşımıza çıkıyor: “Amerikan tarihinin büyük doğaüstü yangın departmanında itfaiye başkanı olan Walt Whitman ile birlikte itfaiye araçları gibi havada asılı duran ve hortumlarından ışık fışkırtan yıldızlar her şeyi sular altında bıraktı.” (Syf 110)

Brautıgan’ın, Walt Whitman’ı itfaiye başkanına benzetmesinin sebebi muhtemelen Whitman’ın, Amerikan edebiyatının gerçek manada uluslararası üne kavuşmuş ilk şairi olmasıdır.

Roman, işlediği konular itibariyle yeraltı edebiyatı tarzına bağlı kalmış ve zaman zaman sınırları zorlayarak, “acaba daha iyisini de yapabilir miydi”? diye düşünmeye sevk eden bir eser olarak okura sunulmuş. Her ne kadar bazı kısımlarda zaman geçişleri tatmin etmese de kitabın içerindeki anlatı ile benzetmeleri yek bir vücut haline getirme denemeleri oldukça kıymetli.

*Yazıdaki alıntılar “6:45 YAYINLARI” nın bastığı kitaptan yapılmıştır.