Uzak doğu edebiyatının önemli çevirmenlerinden Hüseyin Can Erkin’in çevirilerinden olan “Kasiyer” romanını Turkuvaz Kitap yayınlarından okuyoruz. Hüseyin C. Erkin, 1991 yılında Ankara Üniversitesi Japon Dili ve Edebiyatından mezun olduktan sonra uzak doğu edebiyatını bizlerle buluşturan önemli isimlerden. Çevirilerinden en bilinenleri, Murakami’den Sahilde Kafka, 1Q84, Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları’dır. Aynı zamanda Kobo Abe, Yukio Mişima, Yoko Tawada gibi önemli uzak doğu yazarlarının eserlerini Türkçeye çeviren başarılı bir çevirmen olmasının yanında iyi bir araştırmacı ve öğretim üyesi.

Kasiyer romanını da başarılı bir çevirmen ve ilginç konuları ele alan ilginç bir yazardan okumak oldukça etkileyici idi. Kitabın yazarı Sayaka Murata, Japonya’da 1979 yılında dünyaya gelmiş, 2016 yılında Kasiyer olarak çevrilen Konbını Nıngen kitabı ile Akutagawa ödülünü kazanmış. Sayaka’nın kitaplarında genellikle cinsiyet rolleri, ebeveyn ve toplumdaki uyumsuz tiplere odaklandığı belirtiliyor. Sayaka Murata, yazarlığının yanı sıra Tokyo’da yarı zamanlı olarak kasiyerlik yapıyor. Romanı, kasiyer olan bir yazarın kaleminden okumak da farklı bir lezzet katmış diyebilirim. Gelelim kitabın konusuna.

Kasiyer romanının ana teması toplumdaki uyumsuz bir tipleme olan Furukura Hanım. Furukura Hanım, bir markette kasiyer olarak çalışan ilginç bir tipleme. Banliyöde “farklı” bir çocukluk geçiren karakterimiz, hayatının geri kalanını yarı zamanlı kasiyerlik ile sürdürüyor. Aslında romanın düğümü ve Furukura Hanım’a ait “farklı” sözcüğünün anlamı çocukluk yıllarındaki hikâye anlatılarında veriliyor.

          Ben anaokulunda iken parkta küçük bir kuş ölmüştü. Minnacık mavi bir kuştu. Boynu fersizce kıvrılmış, gözlerini kapatmış halde yatan minik kuşu çevreleyen başka çocuklar ağlaşıyorlardı. Ben de kuşu elime alarak annemin yanına götürdüm. Annem, “vah zavallı, mezar yapalım mı” dediğinde bense bunu yiyelim, dedim.

Bu tarzda çocukluğuna dair bir diğer anıda ise;

          İlkokulda beden eğitimi saatinde oğlanlar kavgaya tutuşmuş, büyük patırtı kopmuştu. “Birileri öğretmeni çağırsın, birisi durdursun!” Çığlıklar yükselmeye başlayınca oradaki acil durum dolabını açtım, içindeki küreği çıkardım. Çığırından iyice çıkmış çocuğun olduğu yere koşarak gidip başına vurdum. Oğlan başını tutarak oracığa yığılı verdi. Böyle yaparsam çocukların duracağını düşünmüştüm hepsi bu.

Bu iki anıyı okuyunca kulağa yaramaz ve asi bir çocuk tiplemesi gelmesi oldukça doğal. Fakat karakterimiz bu davranışlarını, zarar vermek ya da öfke sonucunda gerçekleştirmiyor. Bu davranışların temelinde “Asperger Sendromu” olarak Dsm 4 tanı kriterinde karşılık bulan psikolojik bir tanı bulunmaktadır. (Dsm 5, 2013 yılı itibariyle Asperger sendromunu ayrı bir tanı kriteri olarak almayarak, otizm spektrum bozukluğunun başlığı altında yer veriyor.)     

Kitabı aşağıdaki kriterler bağlamında değerlendirdiğinizde, kahramanımız Furukura Hanım’ın davranışlarının nedeninin Asperger sendromundan kaynaklandığını anlamış olacağız. Nedir peki asperger sendromu?

Sınırlı veya uygunsuz sosyal etkileşimler
• Robotik veya tekrarlayan konuşma
• Sözsüz iletişimle (jestler, yüz ifadesi vb.) Karşılaşılan zorluklar

• Başkalarından çok kendisini tartışma eğilimi
• Sosyal / duygusal sorunları veya deyimsiz ifadeleri anlamama becerisi
• Göz temasından yoksun veya karşılıklı konuşma yokluğu
• Belirli, çoğunlukla olağandışı konulara saplantı
• Tek taraflı görüşmeler
• Beceriksiz hareketler ve davranış bozuklukları ile karakterize olmakla birlikte, özellikle sosyal etkileşimler Asperger sendromlu bireylere kafa karıştırıcı ve ezici görülebilir. Bir şeyi bir başkasının bakış açısından görmek ve anlamak son derece zor olabilir. Belirli bir durumda nelerin uygun olmadığına karar veremezler.

Aspergersendromlu bireyler normal zekâ kapasitesine sahip fakat sosyal ve duygusal iletişimde bazı zorluklar yaşamaktadır, diyerek genel bir imajını çizmiş olalım.

 Kitabın normal ve normal dışı nedir tartışmasını okurken, aslında toplumda bazı psikolojik rahatsızlıkları bilmemenin ağırlığını okudum. Kitabın bir noktasında Furukura Hanım’ın kardeşi, ağlayarak; “ne zaman normal olacaksın abla” diye soruyor. Psikoloğa gitmesi için ısrar ediyor. Karakterin cevabı ise çocukken gittiği ve hiçbir şeyin değişmediği yönünde maalesef.  Evet, bazı patolojilerin fark edilmesi ve tedavisi uzun seneler alabiliyor. Yahut hiç fark edilmeden “normal dışı” etiketi ile dışlanıyor. Kitapta geçen bir cümlenin de belirttiği gibi belki de;

 Kendini normal gören insanların, normal olmadığını düşündükleri insanları yargılama merakı vardır.