ABD’de 1920’li yıllarda üretimin sanayiye bağlı olarak aşırı biçimde artması, ancak çalışan maaşlarının bu üretimi tüketebilecek düzeyde olmaması nedeniyle üretim ve tüketim arasında büyük bir dengesizlik ortaya çıkmıştır. Bunun sonucu olarak satın alma gücü azalmışken üretim artmıştır.

Bu dengesizlik, başlarda bankaların konut ve otomobil başta olmak üzere dayanıklı tüketim mallarının satın alınabilmesi için büyük oranlarda kredi vermesiyle giderilmeye çalışılmıştır. Ancak çalışanların yeterince ücret almaması nedeniyle banklar tarafından verilen bu kredilerin büyük bir kısmı geri ödenememiştir. Bunun yanında tamamen sanal bir biçimde hisse senetleri ve borsaya dayanan büyüme öyle bir noktaya ulaşmış ve üretime dayanmadığı için borsanın tamamen çökmesine sebep olmuştur.

Nihayetinde, Ekonomin gerçek durumuyla bağlantısını kaybeden ve tamamen sanal bir büyümeye dayanan ABD Borsası, Kara Perşembe olarak adlandırılan 24 Ekim 1929’da çöktü. Yüzlerce şirket iflas etti, büyük şirketlerin hisse senetleri ortalama yüzde elli oranında değer kaybetti.

Bütün ekonomik unsurların birbirini olumsuz bir şekilde etkilediği ve krizin yeni krizler doğurduğu bir döngüye girildi. 1929-32 yılları arasında ABD’de fabrikaların yarısı kapandı; çalışan nüfusun %25’i işsiz kaldı; çiftçilerin %25’i topraklarını kaybetti.

Steinbeck’in Gazap Üzümleri romanı işte bu krizin hemen ardından ellerinden toprakları alınan ortakçı bir aile olan Joad’ların hikayesini anlatmaktadır. Aile gördükleri bir ilanda California’da tarım işçisi arandığını, yüksek ücretler verileceğini öğrenir ve bir umutla alabildikleri bir avuç eşyalarıyla  kuşaklardır yaşadıkları topraklardan eski bir kamyonun kasasında yola çıkarlar.

Bu yolculukta aileye son anda hapisten yeni çıkan oğul ve eski bir papazda katılır.

Eski bir kamyon ile Amerikanın bir ucundan diğer ucuna yaklaşık 2000 km sürecek bu yolculuk bir tarafıyla yoksulluğun, ayrımcılığın, zorbalığın diğer tarafıyla ise aile ve bağlılık kavramlarının öneminin ve umudun hikayesidir.

Bir umutla çıktıkları yolculukta gittikleri tüm şehirlerde neredeyse ırkçılığa varan bir ayrımcılıkla karşılaşan aile üyeleri yavaş yavaş dağılmaya ve yok olmaya başlarlar. Bu yok oluş metaforu geleneksel aile yapısının geleneksel üretimin ve emeğin yok olmasını da ifade etmektedir.

Klasik romanlarının değerini her dönem büyütmelerinin en önemli kriteri tüm çağlara hitap edebilmesidir. İşte tam burada ülkemizde de son yıllarda çok defa karşımıza çıkan, savaş nedeniyle yaşayabilmek uğruna zorunluluk sonucu ülkelerini, topraklarını terk etmek zorunda kalan Suriyelilerin uğradığı ayrımcılığın tam da yüz yıl önce Amerika’da benzeri biçimde kendini gösteriyor. Orada Joad ailesine ve bir lokma ekmek için, hayatta kalmak için  göçenlere ne yapıldıysa dünyanın farklı coğrafyalarında toprağından ayrılmak zorunda kalanlara aynı zulüm aynı baskı uygulanıyor.

Diğer taraftan Gazap Üzümleri, Aldous Huxley’in Cesur Yeni Dünya kitabında Steinbeck’ten 7 yıl önce yazdığı vahşi kapitalizme de gönderme yapmaktadır.

Aldous Huxley’in tasvir ettiği Cesur Yeni Dünya, istikrar yılı diye anlatılan Forddan Sonra (F.S.) 632’de” eski kıta denilen Londra’da geçmektedir. Yani kitabın yazıldığı tarihten altı yüzyıl sonrasında yaşanan bir dünya modelidir. Kitapta Ford, bu Yeni Dünya’nın tanrısıdır. Huxley, kitabında bu yaratılan dünyayı, iki temel karakter üzerinden diğer bireylerle ilişkilendirerek anlatmaya çalışmaktadır. Avrupanın yaşadığı onlarca savaşa gönderme olan yüzyıl savaşları gibi bir savaş olan dokuz yıl süren büyük savaştan sonra dünya ciddi bir değişim ve evrim yaşamış, insan üremesi ve eğitilmesi “kuluçka ve şartlandırma” merkezlerindeki şişelerde gerçekleştir hale gelmiştir. Dokuz Yıl Savaşları’ndan sonraki büyük Ekonomik Sıkıntı’dan sonra kurulan Cesur Yeni Dünya’nın sloganı “Cemaat, Özdeşlik, İstikrar”dır. ( Burada bir parantez açalım otoriter rejimlerin toplumu inandırmak için kullandıkları cümlelerin tarihin her döneminde aynı olduğunu da görmüş oluyoruz ). Bu üç ilkenin sürekliliğini sağlamak için bilimsel yöntemlerle yeni bir dünya düzeni kurmuşlardır. Ve onlar için, geleceğin en önemli projeleri “mutluluk sorunu” adını verdikleri konuda, daha doğrusu insanlara “köleliklerini sevdirme sorunu”dur. Steinbeck Gazap Üzümlerinde distopik romanın esnekliğinden ve sınırsızlığından faydalanmadan saf gerçeği bir distopya gibi bize anlatmaktadır.

Kitabın bir başka özelliği de toplanma kamplarında imece yoluyla hayatını devam ettirmeye çalışan insanların komünist, kızıl, bölücü gibi yaftalamalarla nasıl yıldırılmaya ve parçalanmaya çalışıldığını anlatmaktadır. Sadece hayatta kalabilmek için bölüşen ve elindekini paylaşan insanlar vahşi kapitalizmin çarklarına devlet desteği ile atılmaktadır.

Yukarıda yazdıklarımızı bir paragrafta toplayacak olursak Amerika’nın ve dünyanın kara lekesi olan vahşi kapitalizm konusunda yazdığı çarpıcı hikayeyle, ayrımcılık konusunda yazdığı kadim meselelerle, farklı düşünenin devlet desteğiyle nasıl yok edilmeye çalışıldığını anlatmasıyla her dönem her çağ okunacak bir eser olduğunu görüyoruz.