John STEINBECK’İN Habil ile Kabil mitinin üzerine inşa etmiş olduğu Cennetin Doğusu kitabının James F. MASTERSON’ ın ortaya attığı Terk Depresyonu Kuramı ile incelemeden önce James F. MASTERSON’ ı tanıyalım.

James F. MASTERSON

Nesne ilişkileri kuramını (Nesne ilişkileri ekolü çocuğun hayatında önemli nesnelerle olan ilişkilerini, bu ilişkiler esnasında yaşadıkları dram ve hayal kırıklıklarını inceler ve geçmişteki “sorunlu ya da başarısız nesne ilişkilerinin” bireyi başarısız olanların üzerinde yeniden “hakimiyet (mastery) –başarı kazanana ” kadar onları temsil eden yeni nesnelere yansıtılarak devam ettirildiği üzerinde durur) geliştiren öncülerden biri olan James F. Masterson, 25 Mart 1926’da doğdu. … Masterson, Otto Kernberg ile birlikte nesne ilişkileri teorisinin iki Amerikalı öncüsünden biri olarak kabul edilir. Masterson‘ın nesne ilişkileri teorisine önemli katkılar sağlayan kitapları çok sayıda dile tercüme edilmiştir. Psikanalitik psikoterapistler arasında öncü isimler arasında yer almaktadır.

(Konuyu detaylı incelemek isteyenler psikoterapi enstitüsü sayfasından faydalanabilir)

Şimdi kitabın genel özeti ve psikanalitik zemine yakınlığından biraz bahsedelim:

Steinbeck bu romanında yolları bir şekilde kesişen Hamilton ve Trask ailelerinin kuşaklar arası öyküsünü Habil ve Kabil miti üzerinden devam ettirerek anlatmıştır. Bilindiği üzere Habil ve Kabil ilk insan Adem’in çocuklarıdır. Kabil bir çiftçi, kardeşi Habil ise bir çobandır. Efsaneye göre bir gün iki kardeş arasında bir anlaşmazlık yaşanır. Babaları iki evladından Tanrıya hediye edecekleri bir hediye sunmalarını, kabul edilen hediyenin sahibinin haklı olacağını belirtir. İki kardeşin hediyesinden Habil’in hediyesi tanrı tarafından kabul edilir. Kabil de kardeşi Habil‘i kıskandığından dolayı ona karşı kin ve nefret beslemiş, en sonunda da kardeşini öldürerek insanlık tarihindeki ilk cinayeti işlemiştir.

İncil Yaratılış bölümünde Habil ile Kabil kıssası şu şekilde açıklanmıştır:

Adem karısı Havva ile yattı. Havva hamile kaldı ve Kayin’i doğurdu. “RAB’bin yardımıyla bir oğul dünyaya getirdim” dedi. Daha sonra Kayin’in kardeşi Habil’i doğurdu. Habil çoban oldu, Kayin ise çiftçi. Günler geçti. Bir gün Kayin toprağın ürünlerinden RAB’be sunu getirdi. Habil de sürüsünde ilk doğan hayvanlardan bazılarını, özellikle de yağlarını getirdi. RAB Habil’i ve sunusunu kabul etti. Kayin’le sunusunu ise reddetti. Kayin çok öfkelendi, suratını astı. RAB Kayin’e, “Niçin öfkelendin?” diye sordu, “Niçin surat astın? Doğru olanı yapsan, seni kabul etmez miyim? Ancak doğru olanı yapmazsan, günah kapıda pusuya yatmış, seni bekliyor. Ona egemen olmalısın.” (Burada kitabın temeline aldığı TİMŞEL sözcüğü aklımıza geliyor.) Kayin kardeşi Habil’e, “Haydi, tarlaya gidelim” dedi. Tarlada birlikteyken kardeşine saldırıp onu öldürdü. RAB Kayin’e, “Kardeşin Habil nerede?” diye sordu. Kayin, “Bilmiyorum, kardeşimin bekçisi miyim ben?” diye karşılık verdi. RAB, “Ne yaptın?” dedi, “Kardeşinin kanı topraktan bana sesleniyor. Artık döktüğün

kardeş kanını içmek için ağzını açan toprağın laneti altındasın. İşlediğin toprak bundan böyle sana ürün vermeyecek. Yeryüzünde aylak aylak dolaşacaksın.” Kayin, “Cezam kaldıramayacağım kadar ağır” diye karşılık verdi, “Bugün beni bu topraklardan kovdun. Artık huzurundan uzak kalacak, yeryüzünde aylak aylak dolaşacağım. Kim bulsa öldürecek beni.” Bunun üzerine RAB, “Seni kim öldürürse, ondan yedi kez öç alınacak” dedi. Kimse bulup öldürmesin diye Kayin’in üzerine bir nişan koydu. Kayin RAB’bin huzurundan ayrıldı. Aden bahçesinin doğusunda, Nod topraklarına yerleşti. (İncil 2009 Çevirisi)

Romana tekrar dönecek olur isek; Salinas vadisinde geçen hikayede Samuel Hamilton, Salinas Vadisi’ne İrlanda’dan gelmiş bir göçmendir. Fakir olmasına rağmen zekası ve çevresindeki insanlardan farklı olan bilgelik, açık görüşlülük ve dünya ile alay edebilme gibi özellikleri ile paranın getirebileceği eksikliklerden mahrum kalmadan yaşayabilmektedir. Çevresindeki herkesin sevdiği Samuel’in havailiği karısının gerçekçi ve dindar mizacı ile dengelenmektedir. Dört oğlu ve dört kızı olan Samuel’in çocuklarının her biri zaman içinde kendilerine iyi bir yaşam kurarlar. Adam Trask ise, kardeşi Charles ile bir çiftlikte sert mizaçlı asker bir baba ile tramvatik bir çocukluk geçirerek büyümüştür. Babasının kendisini çok sevmesi kardeşini kıskandırır ve Charles’ın onu ölesiye dövmesine yol açar. Oradaki yaşamdan uzaklaşıp İç Savaş’ta orduya katılarak yaşayan Adam, on yıl süren bir sürüklenişin ardından Connecticut’a döner. O ve kardeşi babalarından kalan yüklü miras ile çiftliği işletirler. (İlk Habil ile Kabil hikayesi burada Adam ve Charles üzerinden devam etmektedir) Bir diğer baş karakter Cathy, içi nefretle yanıp tutuşan bir kız olarak kendi anne ve babasını öldürüp-evlerini onlar icindeyken atese verip- kaçmış, ardından bir adamın metresi olarak yaşamıştır. Yolu yaralı ve çaresiz bir halde Trask çiftliğine düşen Cathy, ona acıyan ve onu savunmasız bir masum zanneden Adam onunla aşk yaşamaya başlar. Cathy ondaki kötülüğü hisseden ve uzak duran Charles’ı bile bir noktada elde eder ve onunla Adam’a fark ettirmeden birlikte olur. Adam ve Charles arasındaki gerginlik Adam’ın Cathy’i de alıp Salinas Vadisi’ne taşınmasına yol açar. Adam burada Samuel ile dost olur. Cathy ile Adam arasındaki evlilik Aron ve Cal adlı ikiz çocuklarının doğumu ile kopar ve Cathy çocukların doğumu sonrası evi terk eder. Adam da farkında olmadan babası gibi bir çocuğuna daha düşkündür; Cathy’e benzeyen Aron’u sever, kardeşi Charles’ı andıran sert mizaçlı Cal’i dışlar. (Cal ve Aron üzerinden Habil ile Kabil öyküsü devam eder) Burada psikanalizin de vurgulamış olduğu bir kavram, çözülmeyen travmaların kuşaklar boyu devam ettiği görüşü anlam kazanmaktadır.

Cal ve Aron, doğdukları anda anne sevgisinden mahrum ve terk edilmişlikleri ile yaşama başlamışlardır. Yaşamın ilk yıllarında babası Adam’da çocuklarını sahiplenmez ve onları sevgi ve güven ihtiyacından mahrum bırakır. Kitabın 298. Sayfasında(Sel yayıncılık 4.Basım) Samuel ve Adam arasında geçen konuşmanın şu kısmı hem Adam’ın hem de birçok kuramın aydınlatıcı ışığı olmuştur.

Bir çocuğun en büyük korkusu sevilmemek, en çok korktuğu cehennem reddedilmektir. Bana kalırsa dünyada herkes reddedilme hissini az veya çok yaşamıştır. Reddediliş öfke doğurur, öfkenin sonucu reddedilişin intikamı olan suçtur. Suçtan da suçluluk kaynaklanır. İşte insanoğlunun öyküsü’

Masterson’a (1990) göre ortaya çıkmakta olan benliğin nesne desteğinden yoksun olması çocuk tarafından terkedilme olarak yaşantılanır ve terk depresyonu olarak adlandırdığı bir dizi şiddetli duyguya yol açar. Çocuk bu durumda kendi ölümcül âcizliğine terk edildiğini hisseder. Ölümün kokusunu almıştır. Bu durum çocukta birçok duygunun birleşimine neden de olmaktadır (panik, öfke, suçluluk, boşluk ve umutsuzluk gibi). Cal ve Aron’un roman boyunca yaşadıkları çaresizlik, Aron’un savaşa katılarak ölüm ile sonuçlanan hikayesi, yaşamlarının ilk yıllarında yaşamış oldukları ‘Terk Depresyonu’ nun bir uzantısıdır. Masterson , ruhsal yapının 3 boyutundan da ayrıca kuramında bahsetmiştir. Genetik, Çevre ve Kader… Genetik olarak kötü bir ruh ile doğan çocuk, çevre ve kaderin etkisi ile olumlu bir benlik inşa edebilir. Kitapta sıkça bahsi geçen ve vurgunun yapıldığı kavram olan ‘TİMŞEL’ (yapabilirsin, Hükmedebilirsin)

Hayat ve zorlu koşullar ile sarılan ruhumuza hala HÜKMEDEBİLİR ve istediğimiz bir ruh inşa edebiliriz.