Gogol’un Palto öyküsü ile Oğuz Atay’ın Beyaz Mantolu Adam öyküsünden hareketle varoluş sancısı 

Rus edebiyatının dev ismi Gogol’un 1840 yılında yayınlanan ve oldukça bilinen öyküsü “Palto” ve yaşadığı 1970’li yıllarda değeri bilinemeyen yazarımız Oğuz Atay’ın Beyaz Mantolu Adam öyküsünün analizi ile iki hikaye kahramanının varoluşsal mücadelelerine kulak verelim.

Öncelikle iki hikayemizi konu itibariyle kısaca hatırlayalım; 

Palto Hikayesi

Gogol’un meşhur öyküsünü ünlü kılan Dostoyevski’nin “Hepimiz Gogol’un paltosundan çıktık” sözüdür. Belki birçoğumuz benim gibi bu söz sonrası bu öykü ile tanışma şansı bulmuşlardır.

Öykümüz, Akaki Akakiyeviç’in başından geçmektedir. Doğduğu gün annesi tarafından bahtsız olarak nitelenen kahramanımıza sunulan isimleri beğenmeyen annesi ona babasının ismini vererek “talihsiz Akaki” diye seslenmeye başlar.  7.derece memur olarak dönemin Rusya’sında sabit ve sefil bir hayatı olur Akakiyeviç’in. Çalıştığı memurlar arasında  kendisiyle sıkça alay edilse de söylenenlere karşı tepkisizdir bahtsız Akaki. Hikayeye konu olan paltosunun onarılacak tarafı kalmamıştır ve terzisinin onu bu konu hakkında uyarması ile hikaye başlar. Yeni bir paltonun ücreti ise 150 ruble gibi 7.dereceden memurun asla ödeyemeyeceği bir fiyattır. Akaki, tutumlu bir memurdur. 40 rublesini dişinden tırnağından arttırarak biriktirmiş olsa da üzerine 110 ruble daha eklemek için var olmayan dünyasında tamamen gölge olarak yaşamaya başlar. Akşamları mum yakmaz, ayakkabısının parmak uçlarında yürür, midesine giren üç lokmayı tek lokmaya düşürür. Çünkü Akaki yeni bir palto ile var olacaktır artık. Bir süre yok olsa da sorun değildir. İsmi dahi kendisine ait değilken; yepyeni bir palto için çektiği bu çile ona zor gelmez. Sonunda istediği olur. Yeni bir paltosu olan Akaki Akakiyeviç yeniden doğmuştur. Artık toplum Akaki’nin varlığını onaylamıştır. Kendisini akşam davetlerine çağırırlar, paltosunun çok beğenildiğini ifade ederler. Bu var oluş uzun sürmez ve paltosu çalınır. Geç bulduğu varlığını erken kaybeder. Hemen pes etmez elbette, palto ile var olan karakteri için mücadele eder.

           “Sonunda Akaki Akakiyeviç hayatında bir kere olsun, karakter sahibi bir insan gibi davranmak istedi. Daireden geldiğini, baş komiseri resmi bir iş için kesinlikle göreceğini söyledi.” ( “Bir Delinin Hatıra Defteri” varlık yayınları sayfa 59)

Başkomiser şikayetini dinledi dinlemesine fakat o saatte orada neden olduğuyla daha çok ilgilenince Akaki paltosunun akıbeti için bir şeyin yapılmayacağını anladı. Etraftan kendisini polis yerine nüfuslu bir zata yönlendirdi. Nüfuslu zat Akaki’yi ezerek oradan da var olmayacağını sert bir şekilde anlattı. Böylece Akaki tekrar eski paltosu ile yok oluşuyla yaşamaya devam etti. Kısa bir süre sonra hummalı bir hastalıkla mücadele edemeyerek 3-5 gün içinde öldü. Hikâye tam da burada başladı Akaki için. Hayatta iken kabullenilmeyen varlığı hayalet bedeninde ses getirdi. Petersburg sokaklarında palto çalan hayalet hikayesi dilden dile dolaşır oldu. Bu hayaletin Akaki’nin hayaleti olduğu iddia edildi. Akaki’nin yardımına sert tepki gösteren nüfuslu zatın paltosunun yok olmasıyla hayalet hikayesi de son buldu.

            İşin en dikkate değer yanı hortlak memurun o günden sonra bir daha görünmeyişi oldu. Belli ki ekselanslarının paltosu tam üzerine gelmişti. Çünkü palto çalınma şikayetleri birden kesilmiştir.

BEYAZ MANTOLU ADAM

Edebiyatımızın güçlü kalemlerinden Oğuz Atay’ın 1975 yılında yayınlanan ilk öykü kitabının içerisinde yer alan hikayemizin konusu şöyledir, 

Dilenci olduğu sanılarak başlayan hikayemizin ana karakterinin ismi yoktur. O ismi bile olmamış sadece beyaz mantosu ile var olmaya çalışan bir kahramandır öyküde. Dilenci zannedildiği için toplum tarafından çalışma baskısıyla hamallık yapıp insanların eşyalarını taşımaya başlar ve kazandığı ilk parayla kendisine eskiciden beyaz bir kadın mantosu alır. Artık var oluşuna küçük bir adım atarak halk arasında dolaşmaya başlar. Balıkçıların, satıcıların yanında zaman geçirir. Bir satıcı dükkanında ilgi çeken mantosu ile manken olarak kullanılır hatta. Halktan olmaya çalışsa da bir o kadar ötekileştirilip varlığı onaylanmaz. Haliyle toplumun bir parçası da olamaz. Bir gün beyaz mantosu ile plaja gider orada da kendisine turist ve meczup gözüyle bakılır, sahilin bekçisi tarafından da kumsalı terk etmesi istenir. Beyaz Mantolu Adam kalkar ve denize doğru yürür, açıldıkça açılır. Geç kalınan kurtarma çalışmaları sonucu Beyaz Mantolu Adam ölür.

Var Olamayan Karakterlerin Analizinde Varoluş Mücadelesi

Öncelikle Palto öyküsünün karakteri Akaki, dönemin Rusyası için bizlere birçok ipucu sunmaktadır. Ezilmiş hayatların öyküsünün başlangıcını Gogol edebiyatı ile görmeye başlıyoruz. Öncesinde Rusya’nın burjuva hayatları kaleme alınırken daha sonra o paltodan artık fakir hayatlarda görülmüş ve var olmaya başlanmıştır. Akaki, öyküde o dönemin görülmeyen tabakasının varlığını temsil eder. Hikayesinde varoluşsal bir sancısını okuduğumuz karakterimiz aslında gelecek dönemin varlığı adına güzel bir adımdır. 

Atay’ın Beyaz Mantolu Adam öyküsünde ismi dahi olmayan karakter ise bizlere Oğuz Atay’ın kalemi hakkında fikir sunmaktadır. Yaşadığı 1970 döneminde tanınmayan ve kıymeti bilinmeyen yazarımızın buhranıydı belki de bu öykü. Atay döneminde birey olmaya çalışırken toplumla çatışmış, fikirsel olarak yazdıkları istediği gibi anlaşılamamıştır. O kendisini birey olarak var etmede Akaki’ den daha cesurdur. “Ben buradayım sevgili okur sen neredesin?” diye sormuştur. Fakat toplum normlarında anlaşılmadığı için kendi sessizliğinde topluma ait olmayan bir birey olmuştur. Maslow hiyerarşisinde yer alan “ait olma” adımı her iki karakterimiz içinde eksik kalan parça olmuştur. Onlar toplumun kabul edemediği varlıklardır. Ve iki kahramanımızda hikaye sonunda var olamayan hayatlarına yok oluşları ile damga vururlar.